Alman Cumhurbaşkanı'nın ziyareti: Türk-Alman ilişkilerinde muhasebe zamanı
- Kemal İnat
- 23 Nis 2024
- 3 dakikada okunur
İsrail tarafından işlenen soykırıma ekonomik, askeri ve diplomatik bütün araçlarla elinden gelen desteği veren Almanya’nın insan hakları konusunda dünyaya söyleyecek hiçbir sözü yoktur.
Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier'in 22-24 Nisan'ı kapsayan Türkiye ziyareti, Türk-Alman ilişkilerinin güncel muhasebesinin yapılması açısından iyi bir fırsat oluşturuyor. Bu çerçevede, Steinmeier’in ziyareti her ne kadar son dönemde Türk-Alman ilişkilerindeki sorunların giderilmesi ve işbirliğinin öne çıkarılması yönündeki eğilimin bir sembolü olarak değerlendirilse de daha geniş bir zaman aralığından bakıldığında Almanya’nın Türkiye açısından öneminin sürekli azalma eğiliminde olduğu ilk yapılması gereken tespittir. Çok uzun bir süre Türkiye’nin açık ara en büyük ticaret ortağı olan Almanya, 2022 yılından itibaren bu konuda Rusya’nın gerisine düştü. Almanya çok yakın bir zamanda ikincilik sırasını da Çin’e kaptırabilir.
Türkiye-Almanya ilişkileri nereye gidiyor?
Bu tablo esas olarak küresel güç dengelerinde yaşanan kaymaların Türk-Alman ilişkilerine de yansıdığını gösterse de dönüşüm, gelişmelerin farkında değilmiş gibi hareket eden Almanya’nın Türkiye politikasında uzun zamandır tekrarladığı bazı hatalarda ısrar etmesinden de kaynaklanıyor. Berlin’in Türkiye’nin egemenliğine saygı duymayarak sürekli iç işlerine karışma olarak nitelendirilebilecek müdahalelerde bulunması bu hataların başında geliyor. Bu müdahaleci yaklaşım kuşkusuz sadece Almanya’ya özgü değildir. Başta Amerika Birleşik Devletleri (ABD) olmak üzere ekonomik ve askeri kapasiteleri gelişmiş Batılı ülkelerin çoğu Türkiye konusunda benzer bir tavır içerisinde. Türkiye’nin, Osmanlı Devleti'nin son yüzyılından itibaren Batılı ülkeler karşısındaki zayıflığı, soğuk savaş döneminde Sovyet yayılmacılığı karşısında Batılı ülkelerin desteğine ihtiyaç duyması, bu desteği veren ülkelerde Türkiye’nin iç işlerine karışabilecekleri algısı oluşturdu.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti ile "Waffenbrüderschaft" yani silah kardeşliği kuran Almanya, bu kardeşliğin “büyük abisi” olarak küçük kardeşinin işlerine müdahale etme alışkanlığı kazandı. Birlikte kaybettikleri savaş sonrasında da hızlı bir şekilde yeniden Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı konumuna yükselen Almanya, gerek bu konumundan dolayı gerekse de soğuk savaşta Türkiye’ye verdiği ekonomik ve askeri desteğin sağladığını düşündüğü haktan dolayı birçok iç ve dış politik meselede Ankara’ya telkinlerde ve eleştirilerde bulunmayı ve onu baskı altında tutacak girişimlerini sürdürdü. Almanya'nın Türkiye siyasetine müdahale konusunda en fazla kullandığı araç ise insan hakları ve demokrasi eleştirisi oldu.
Steinmeier’in Türkiye ziyareti öncesinde Alman medyasına ve siyasetçilerinin açıklamalarına bakıldığında yine Türkiye’ye karşı öğretici ve eleştirel bir dilin hakim olduğu görülüyor. Alman medyasında, Türkiye’de Batı’da görülmeyen yükseklikte bir katılım oranıyla birkaç hafta önce gerçekleştirilen yerel seçimleri muhalefetin kazanmasına rağmen, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Türk demokrasisine yönelik karalama politikası ve eleştiriler öne çıktı.
Haziranda yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçiminde iktidardaki Sosyalist Demokrasi Partisinin (SPD) ilk sıradaki adayı Katarina Baley yaptığı açıklamada, Türkiye için "Hukukun üstünlüğü konusundaki kısıtlamalar ve muhalefetin bastırılması devam ettiği sürece AB üyeliği düşünülemez." ifadelerini kullandı. Baley ayrıca muhalefetin Türkiye’deki seçimleri kazanmasını da “harika sonuç” olarak nitelendirerek Türk siyasetinde taraf olduğunu gösterdi.
SPD’nin koalisyon ortağı Hür Demokrat Partinin (FDP) Grup Başkan Yardımcısı Michael Link, Türkiye’de arzu etmediği bir iktidar olduğunu “Türkiye ile katılım müzakerelerinin yeniden başlatılması konusu söz konusu bile değil çünkü Erdoğan tarafından otoriter bir şekilde yönetilen bir Türkiye katılım için aday olamaz.” sözleriyle ortaya koydu. [1]
Koalisyonun bir diğer ortağı olan Yeşiller Partisi Milletvekili ve Federal Meclis'teki Alman-Türk Parlamento Grubu Başkanı Max Lucks, Almanya İçin Alternatif Partisine (AFP) yaptığı açıklamada, Steinmeier’i ziyareti sırasında Türkiye’deki insan hakları ihlallerine karşı eleştirel bir dil kullanmaya çağırdı. [2] Üçü de Almanya’da iktidardaki koalisyonun ortağı olan partilerin önemli isimleri arasında yer alan bu siyasetçilerin seçimleri muhalefetin kazanmasına rağmen Türkiye demokrasisi için bu karalayıcı ifadeleri kullanmaları kuşkusuz sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti'ye değil bütün Türkiye’ye saygısızlıktır.
Cumhurbaşkanı Steinmeier'ın Türkiye’ye karşı Alman siyaset ve medya dünyasında yer eden saygısızlığa ortak olmayacak kadar tecrübeye sahip olmasına ve daha ihtiyatlı bir dil kullanmasına rağmen Almanya’da genel olarak hakim olan bu üstenci ve müdahaleci politika tarzının Türk-Alman ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesinin önündeki en büyük engel olduğu açıktır.
Almanya’nın İsrail’in Gazze halkına karşı yürüttüğü soykırıma açıkça destek veren politikalar izlediği ve bundan dolayı Uluslararası Adalet Divanında (UAD) kendisine karşı bir soykırıma destek davası girişimiyle karşı karşıya kaldığı bir dönemde, söz konusu Alman siyasetçilerin halen Türkiye’ye karşı insan hakları ve demokrasi konusunda öğretici, eleştirel ve kibirli bir dil kullanılması ise saygısızlığın ötesinde "yüzsüzlük" kavramıyla açıklanabilecek bir tavırdır.