Macron'un ABD'den özerklik söylemleri ve Avrupa Birliği'nde yansımaları
- Kemal İnat
- 19 Nis 2023
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 22 Oca 2024
Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Çin ziyareti sırasında ve sonrasında yaptığı açıklamalar çok büyük tartışmalara yol açtı. Almanya Başbakanı Olaf Scholz'un geçen Kasım'daki ziyaretinin ardından Fransa Cumhurbaşkanı'nın yanına Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'i de alarak gerçekleştirdiği ziyaret Avrupa Birliği'nin (AB) küresel güç mücadelesinde gelecekteki pozisyonu açısından sonuçları merak edilen bir gelişmeydi. AB'nin bu iki önemli ülkesinin liderleri sürekli olarak Avrupa'nın bağımsızlığından dem vursalar da özellikle Ukrayna-Rusya savaşı çerçevesinde yaşanan gelişmeler, yine çaresiz kalarak Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) peşine takıldıkları bir görüntü ortaya çıkarmıştı.
Ukrayna krizi konusunda Avrupa ülkelerini hizaya getirmeyi başaran Washington yönetimi, AB ülkelerinden aynı uyumlu tavrı küresel güç mücadelesindeki asıl rakibi Çin karşısında da bekliyordu. Ancak ekonomik çıkarlarını her şeyin üzerinde gören "ticaret devleti" Almanya ile siyasi ve güvenlik alanlarında kendisini "Avrupa'nın lideri" olarak göstermekten haz duyan Fransa açısından bu "peşine takılma siyaseti" sorunlu bir yaklaşım olarak görülüyordu. Ukrayna-Rusya savaşı sırasında epey direnmesine rağmen gerek ABD'den ve Doğu Avrupalı AB üyelerinden gerekse koalisyon ortakları Yeşiller ve Hür Demokrat Parti'den (FDP) gelen baskılar sonucu ABD'nin peşine takılmak zorunda kalan Almanya Başbakanı Scholz, Çin gezisi sırasında da aynı baskıyı üzerinde hissetmiş ve Washington'un öncelikleri ile Almanya'nın ekonomik çıkarları arasında bir orta yol bulmaya çalışmıştı.
Şimdi sıra Fransız Cumhurbaşkanı Macron'daydı. Aslında birçok faktör onun Washington'dan gelen baskılar karşısında Scholz'a göre daha dirençli olabileceğini gösteriyordu. Yeşiller ve FDP gibi Amerikan çizgisinde koalisyon ortakları yoktu. Jordan Bardella'nın aşırı sağcı Ulusal Birlik (Marine Le Pen'in eski Ulusal Cephesi) partisinin nefesini ensesinde hissediyordu ve Doğu Avrupa ülkelerini Almanya kadar önemsemiyordu. Hepsinden önemlisi Fransa'nın geleneksel olarak ABD'ye meydan okuyan politikası Macron'un bu ziyaret sırasında Çin ile ilişkiler konusunda daha bağımsız bir görüntü vereceği beklentisini doğuruyordu.
Fransa Cumhurbaşkanının açıklamalarının hangi açılardan rahatsızlığa yol açtığına değinecek olursak, her şeyden önce, Washington ile Pekin arasında giderek netleşen güç mücadelesini geçmişte ABD ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında olduğu gibi "özgür dünya ile totaliter meydan okuyucular arasındaki mücadele" perspektifinden değerlendirenler, Macron'un açıklamalarından rahatsız oldu.
Devamını okuyun...